Horacio Quiroga’dan Yazarlara 10 Tavsiye

Horacio Quiroga_

  1. Bir üstada -Poe, Maupassant, Kipling, Çehov- Tanrıya inandığın gibi inan.
  2. Sanatını ulaşılmaz bir doruk olarak kabullen. Onu aşabileceğine dair hayaller besleme. Aşabilecek duruma geldiğinde, bunu zaten farkında olmadan başaracaksın.
  3. Öykünmeye mümkün olduğunca diren, üzerindeki etki yeterince güçlüyse ancak o zaman öykün. Kişilik geliştirmek, her şeyden çok sabır isteyen bir iştir.
  4. Körü körüne inan. Başarıya ulaşacak kadar yetenekli olduğuna değil, ama arzuladığın şey karşısında göstereceğin şevke. Sanatını yavuklun gibi sev, tüm kalbini ver ona.
  5. İlk sözün nereye gideceğini bilmeden yazmaya başlama. İyi kotarılmış bir öyküde ilk üç satır, hemen hemen son üç satır kadar önemlidir.
  6. Bu şartı kesinkes ifade etmek istiyorsun: “Nehirden doğru soğuk bir yel esiyordu.” İnsanoğlunun konuştuğu dilde ifadeyi vermek için belirlenmiş sözcüklerden başka sözcük yoktur. Sözlerine sen hükmet, sesli harf gelmiş sessiz harf gelmiş, bunları kafana takma.
  7. Gerekmedikçe sıfat kullanma. Zayıf bir ada tutturulmuş renk tayfı kadar faydasızdır bunlar. Değerli birine rast gelirsen, karşılaştırılamaz bir rengi olur. Ama önce onu bulmak gerekir.
  8. Kahramanlarını elinde tut ve öykünün sonuna kadar tutarlı bir şekilde taşı. Kurguladığın yolda onları başka şekilde görmeye kalkma. Başkalarının göremediği ya da görse bile aldırmayacağı şeylerle yolunu saptırma. Okuru aldatma. Öykü, laf kalabalığından arınmış bir romandır. Öyle olmasa bile, bunu mutlak bir hakikat olarak kabullen.
  9. Duyguların akışına kapılarak yazma. Bırak silinsinler, ama sonra hepsini aklına getir. Bundan sonra duyguları yeniden canlandırabilecek gücün kalmışsa, zaten yolu yarılamışsın demektir.
  10. Yazarken ne arkadaşlarını düşün, ne de öykünün yaratacağı etkiyi. Bir araya getireceğin kahramanlarının içinde yaşadığı o küçücük ortamdan başka ilgini çeken hiçbir şey yokmuş gibi anlat öykünü. Öyküdeki yaşantıdan başka bir şey çıkmasın ortaya.

Çeviri: Semih Aközlü

(Fil uçuşu’ndan alıntılanmıştır)

Reklamlar

Terry Gilliamdan Film Yapmak İsteyenlere 10 Tavsiye

Gilliam2

1.Büyümek kaybedenler içindir.
Çocukken, hep komik yaratıklar, komik karakterler çizerdim. Ama bence püf noktası büyümemek, büyük olmayı öğrenmemek. Ve eğer bebekken sahip olduğunuz tarzdaki hayal dünyasını koruyabiliseydiniz, hepiniz harika film yapımcıları olurdunuz. Ama dünya sizi büyütmeye çalışır, hayal kurmayı, dalıp gitmeyi, aklınla oynamayı durdurmak için. Ve ben dünyanın beni eğitmesine izin vermemek için çok çalıştım.

2. Film okulları budalalar içindir.
Film yapmayı, yaşa ve öğren. Ben film okuluna gitmedim. Sadece sinemada filmler izledim. Ve muhtemelen benim gerçekten film yapmam için en iyi eğitimimdi, bu yüzden tek söyleyeceğim: film izleyin, bir kamera edinin, film yapın. Ve yeteri kadar yaptığınızda, en sonunda filmlerin nasıl yapıldığını öğrenmeye başlarsınız.

3. Auteurizm out, Fil-teurizm in!
Gezegene, geç 50’ler ve 60’lar dan beri, auteur film yapımcısı fikri çıkagelmesiyle auteur olmak, hepimizin olmayı hayal ettiği şeydi. Ve insanlar o terimi kullanmaya devam ettiler, ve bunu benim filmlerimle de yaptılar çünkü bence onlar çok bireyseller ve bana bir auteur olduğumu söylediler. Ve ben hayır dedim, aslında ben bir “fil-teur” ım. Ne yapmak istediğimi biliyorum ama etrafımda beni dinlemeyen ve emir almak istemeyen, ama kendi fikirleri olan bir çok insan var. Ve onlar güzel bir fikirle çıkageldiklerinde, eğer yapmaya çalıştığım şeyle uyuşuyorsa, kullanıyorum. Bu yüzden, film sonu bir sürü insanın işbirliğidir, ve ben neyin kalacağını ya da gideceğini belirleyen filtreyim.

4. Fikirlerinizi çekmecelere koyun. İhtiyacınız olduğunda çıkarın.
İçinde karaladığım fikirlerimin olduğu bir çekmecem var masamda. Onları oraya koyuyorum ve bir gün kullanıyorum. Yeni bir filmin başlangıcında, genelde o çekemeceye gider ve yaptığım her şeye bakarım ve yaptığım şeye uygulayabilecek fikirler var mı bakarım. Ama işler büyüyor, bende bir skeçle başlayıp sonradan onu düzeltiyorum. Ve bunu diğer insanların fikirleri gelirken yapıyorsun. İşte burası işin eğlenceli kısmı.

5. Hayatta tek sahip olabileceğin şey hikaye.
Bence önemli olan inandığın şeye sadık kalmak. Yani, başkalarının hatalarını yapmaktansa kendi hatalarını yapmak daha önemli. Birilerinin eğer filmlerinde bunu değiştirirlerse, filmin ticari başası daha fazla olacak nasihatları yüzünden bir çok başka film yapımcılarının ödün vermeleri gibi. Ve sonra film ticari anlamda başarısız olunca, ve bu insanlar filmlerini istedikleri gibi bitiremediklerinden, depresyona giriyorlar ve harap oluyorlar. Yaptığın şeye inanmalısın. Ve sonuçları ne olursa olsun katlanmayı göze almış olmalısın. Eğer başarırsan, harika. Eğer başaramazsan, düzenli bir iş bulman gerekebilir.

6. Seyirciye kameranla emret.
Her zaman dünyadan biraz daha fazla görmeyi istemeye devam ediyorum. Kameradan baktığımda, bir sahne kurarken, kendimi sahnede gibi hissetmiyorum. Çok gördüğümüz için, geniş açılı lens, sanki biraz etrafımı sarıyor gibi. Uzun lenslerle yönetmen seyirciyi daha çok kontrol eder, çünkü seyirciye tam olarak göstermek istediğini gösterirsin. Bunun dışında ki her şey bulanık olabilir. Ben biraz belirsiz olmasını seviyorum, seyirci onlara bakmalarını istediğim şeyden ve aynı zamanda etrafından haberdar olmalı. Karakteri içinde bulunduğu dünyadan ayırmayı istemiyorum. Yani bazen dünya, odalar ve her şey en az karakter kadar önemli.

7. Aktörleriyle varolan bir yönetmeni hiçbir şey yenemez.
Bence anahtar oyuncuların filmi sevmelerini sağlamaktır, hele ki büyük Hollywood yızdızlarıysa. Hollywood’da ilk filmim The Fisher King, ve Robin Williams ve Jeff Bridges filmin iki başrolüydüler. Ve biliyordum ki Robin, Jeff ve ben birleştiğimiz sürece, stüdyonun bunu kırması ve filmin kesilmesi imkansızdı. Aynı şey Oniki Maymun için de geçerli. Brad Pitt, Bruce Willlis ve ben birdik. Bu iki durumda da iki film de çok pürüzsüz geçti.

8.Doğaçlamacılarla etrafınızı sarın.
Aktörün beni şaşırtmasını severim çünkü film yaparken problem; eğer yazmışsan ve yönetiyorsan, filmle o kadar uzun süredir berabersindir ki artık katılaşmış hale gelir. Çekerken mekanik bir hale gelebilir çünkü sadece geçtiğin sene boyunca düşündüğün şeyin tam olarak aynısı yapmaya çalışırsın. Ve en güzel kısmı, aktör gelip yaptığıyla senin şaşırtır ve her gün yeniden taze olur. Ve bu beni uyanık tutuyor.

9. Yönetmek yüreksizler için değildir. Ya da akıllı için.
Don Quixote hakkında sevdiğim şey sürekli dünyayı yanlış anlaması. Onun için dünya iyi ya da kötü ya da her neyse. Her seferinde yanlış anlar. Ama sonunda, onun kahramanca ve destansı dakikaları vardır ve o durduralamaz gibi görünür. Sürekli devam eder ve eder. Bence bu, özellikle filmde, insanlarının hayatlarının nasıl üstesinden gelmesi gerektiğine harika bir örnek, çünkü film inanılmaz bir biçimde hayal kırıklığı olabilir. Don Quixote belgeselinde sevdiğim şey onu izleyen film yapımcılarının izlediklerinde bana aynı korkunçluk derecesindeki felaketlerini anlatmaya başlamaları. Çok zor bir iş. Bu tarz felaketlerin olduğu bir dünyada yaşama isteği olmayanların (Lost in La Mancha) cesaretini kırmalı. Eğer böyle şeylerle uğraşmayacaksanız, film yapmayın. Ben her zaman üstünde çalışıyorum ve bir gün olabilir. Beni değiştirdi. Eğer Don Quixote’la ilgili bir film yapacaksanız, en az Don Quixote kadar kaçık olmalısınız, yani mizaç benim delirmeme yardımcı oluyor.

10.Entelektüel bir despot olun.
Ben aktörlerin gerçekten ve tamamen, filme ve karakterlerine bağlanmalarını bekliyorum kendilerini unutmalarını. Kibirinden kurtul. Sadece karakterin gerektirdiğini ol. Bence, aktörlerin kendi makyözlerini ve kuaförlerini getirdiği hikayeleri duymak çok korkunç. Bir dakika bekle, burada neler oluyor? Güç yanlış ellerde. Ve eğer gücün aktöre geçmesine izin verirsen, o zaman sen o filmi yönetmiyorsundur. Ve aktör de filmin tümünü düşünmüyordur. Sadece yönetmen tüm filmi düşünür.

Ben “Bu iş sadece böyle olmalı” diyen kişi olmayı hiç istemiyorum. Bir diktatör olmayı istemiyorum. Bu ilgi çekici değil. Eğer sürekli bir diyalog halindeysen ve film için en iyi yolu bulmaya anlaşmaya çalışıyorsanız bu ilginç olandır.”

Mark Twain’den Yazmanın 18 Kuralı

oMARK-TWAIN-facebook

Mark Twain, James Fenimore Cooper’ın yazdıklarını eleştiren bir yazı kaleme almış. Twain, Cooper’i yazım kurallarına uymamakla itham ettiği bu eleştirisinde temel 18 maddelik yazma kurallarını açıklamış. Ve kuralları ise şöyle sıralamış;

  1. Hikaye bir şeyleri becermeli ve bir noktaya ulaşmalı.
  2. Hikayenin bölümleri, hikayenin gerekli parçaları olmalı ve hikayenin gelişmene yardım etmeli.
  3. Hikayedeki karakterler canlı olmalı – cesetler hariç – ve okuyucu her zaman cesetleri canlı karakterlerden ayırt edebilmeli.
  4. Hikayede konu edilen – ölü veya diri – tüm karakterlerin, hikayede konu edilmeleri için yeterli sebepleri bulunmalı.
  5. Hikayedeki karakterler bir iletişimde bulunduklarında, konuşmalar, insanların konuşmalarına benzemeli, ve  ele alınan durumda insanoğlunun yapacağı konuşmalar gibi olmalı, ve anlaşılabilir anlamlara sahip olmalı, ayrıca anlaşılabilen bir amacı olmalı, ve durumla bir ilişkisi olmalı, ve ele alınan konunun etrafında kalmalı, ve okuyucuya ilginç gelmeli, ve hikayeye yardımcı olmalı, ve karakterler söyleyecek başka bir söz bulamadıklarında son bulmalı.
  6. Yazar hikayedeki bir karakteri tanıttığında, karakterin davranışı ve konuşmaları yazarın betimlemelerine ters düşmemeli.
  7. Bir paragrafın başında gayet bilgili, kültürlü ve eğitimli bir entelektüel gibi konuşan bir karakter, aynı paragrafın sonunda köy muhtarı gibi konuşmaya başlamamalı.
  8. Yüksek dereceli dangalaklıklar, ne yazar ne de hikayedeki karakterler tarafından okuyucuya “oduncunun hüneri, ormanın ince sanatı” olarak sunulmamalıdır.
  9. Hikayenin karakterleri kendilerini ihtimallerle sınırlı tutmalı ve mucizelere bel bağlamamalıdır; ya da mucizevi bir işe girişseler bile, yazar bunu öyle inandırıcı bir biçimde izah etmelidir ki mümkün ve mantıklı görünmelidir
  10. Yazar, okuyucunun hikaye karakterleri ve onların yazgılarına derinden ilgi duymasını sağlamalı ve hikayedeki iyi karakterleri sevdirmeli, kötü karakterlerden ise nefret ettirmelidir.
  11. Hikâyedeki karakterler oldukça sağlam bir şekilde tanıtılmalıdır ki okuyucu belirli bir kritik durumda hangi karakterin neler yapabileceğini önceden tahmin edebilmelidir.
  12. Yazar ne söylemeye niyetliyse söylemeli, etrafında dolaşmamalıdır.
  13. Yazar uygun kelimeyi kullanmalıdır, üçüncü kuşaktan kuzenini değil.
  14. Yazar gereksiz detaylardan ve gereğinden fazla uzatmaktan kaçınmalıdır.
  15. Yazar önemli detayları atlamamalıdır.
  16. Yazar düzensizlikten sakınmalı, savruk davranmamalıdır.
  17. Yazar dilbilgisini doğru ve güzel kullanmalıdır.
  18. Yazar basit ve anlaşılır bir stili tercih etmelidir.

Senaryo Yazarları için Billy Wilder’dan Kurallar

Billy-Wilder-and-Jack-Lemmon-The-Apartment

1. Seyirci maymun iştahlıdır.

2. Onları boğazlarından kavrayın ve gitmelerine asla izin vermeyin.

3. Baş karakteriniz için temiz bir aksiyon hattı geliştirin.

4. Nereye gittiğinizi bilin.

5. Dönüşüm noktalarını saklamakta ne kadar ince ve zarif olursanız bir yazar olarak

sizin için o kadar iyidir.

6. Eğer üçüncü (sonuç) bölümle ilgili bir sorununuz varsa, gerçek sorun birinci (giriş)

bölümdedir.

7. Lubitsch’den bir tavsiye: Seyircinin ikiyle ikiyi toplamasına izin verin. Sizi sonsuza

dek sevecektir.

8. Dış ses yaparken seyircinin zaten gördüklerini tasvir etmemeye dikkat edin.

9. İkinci (gelişme) bölümde beliren olay filmin sonunu tetiklemelidir.

10. Üçüncü (sonuç) bölüm son olaya kadar tempo ve aksiyon kurmalı, kurmalı,

kurmalı ve sonra… Hepsi bu kadar. Oyalanmayın.

(Çeviri: Mustafa Devrim Özdinç)

20 Soruda Senaryonuzu Test Edin

  1. Senaryo anlaşılır mı?
  2. Konuya yeterince odaklanabilmiş mi?
  3. Hikaye iyi kurulmuş mu? Akıcı mı?
  4. Senaryonun tarzı var mı?
  5. Senaryonun önermesi var mı?
  6. İzleyicide bir duygu uyandırıyor mu?
  7. Seyirci kahramanla özdeşlik kurabiliyor mu?
  8. Sinemaya veya televizyona satılabilir mi?
  9. Hangi izleyici kitlesini hedefliyor?
  10. Akılda kalıcı diyaloglar var mı?
  11. Kahraman dinamik ve sempatik mi?
  12. Kahramanın çok net bir hedefi, isteği, amacı, sorunları var mı?
  13. Karakter gelişimi var mı?
  14. Kahraman ve düşman arasında çatışma ve gerilim var mı?
  15. Kahraman yeterince baskı altında kalıyor mu?
  16. Dönüşler, şaşırtmacalar var mı?
  17. Etkili bir sona sahip mi?
  18. Kahraman ne öğrendi?
  19. Başarılı tarafları ne?
  20. Başarısız tarafları ne?

William Faulkner’dan kurmaca yazmak isteyenlere 7 tavsiye

Faulkner, Virginia Üniversitesi’nde writer-in-residence olarak çalıştığı 1957 ve 1958 yıllarında genç yazarlara bir dizi tavsiyede bulunuyor.

1) Diğer yazarlardan ihtiyacınız olanı alabilirsiniz

Faulkner, başka bir yazarın kullandığı, kendisine faydalı olabileceğini gördüğü bir tekniği ya da yöntemi ödünç almakta hiçbir sıkıntı görmez. 25 Şubat 1957 yılındaki yazı dersinde şöyle diyor:

Daha önce de söylediğim gibi, bence iyi romancı ahlak dışı biridir. İhtiyacı olan şey ne olursa olsun, nerede olursa olsun onu alır ve bunu açık ve dürüstçe yapar, çünkü o aldığı şeyin başka insanların da kendisinden alacağı kadar iyi olmasını ve kendisinden alanların da aynı kendisi öncesinde aldığı için mutlu olduğu gibi mutlu olacaklarını ümit eder.

2) Üslubunuz sizi endişelendirmesin

Özgün yazar, üslup konusuna çok fazla kafa yorar. 24 Nisan 1958 yılında lisans seviyesindeki yazı dersinde şunları söylüyor:

Bence her hikaye kendi üslubunu belirler, yani yazarların üslup konusunu kafalarına çok fazla takmalarına gerek yok. Eğer bir yazar bu konuyu kafanıza takarsa, saçma olmasa da gereksiz sayılacak şeyler yazacaktır. Yazdıkları kulağa oldukça güzel ve memnuniyet verici gelecektir, fakat yazdıklarının çok fazla anlamı olmayacaktır.

3) Tecrübelerinizi yazın ama tecrübe tanımınızı geniş tutun

Faulkner tecrübeleri yazma konusundaki eski atasözüne katılıyor, hatta tecrübenin dışında bir şey yazmanın imkansız olduğunu söylüyor. Dikkat çekici kapsamlı bir tecrübe tanımı yapıyor. 21 Şubat 1958 tarihindeki master öğrencileri için verdiği “Amerikan Kurmacası” dersinde şunları söylüyor:

Bana göre, tecrübe algıladığınız her şeydir. Tecrübe bir kitaptan kaynaklanabilir. Bir kitap, hikaye, sizi harekete geçirecek kadar iyi ve doğru olabilir. Bence bu sizin tecrübelerinizden biridir. Kitaptaki karakterlerin yaptıklarını yapmak zorunda değilsiniz, eğer onlar sizde doğru olma etkisi bırakıyorlarsa, onların gerçekleşmesini sağlayan hissi anlayabiliyorsanız, o sizin tecrübenizdir. Yani benim tecrübe tanımıma göre, tecrübeniz olmayan bir şeyi yazmanız mümkün değil, çünkü duyduğunuz, okuduğunuz, hayal ettiğiniz her şey sizin tecrübenizdir.

4) Karakterlerinizi iyi tanıyın, hikaye kendini yazacaktır

Faulkner, açık bir karakter kavramına sahip olduğunuzda hikayedeki olaylar karakterlerin özelliklerine göre akacaktır diyor. “Benimle birlikte karakterler hikayeyi oluştururlar.” 21 Şubat 1958 tarihinde, Amerikan Kurmaca dersinde bir öğrenci, karakterleri zihinde canlandırmak mı yoksa zihindeki karakterleri kağıda dökmek mi daha zor diye sorar. Faulkner’in bu soruyu şöyle cevaplar:

Karakterleri zihinde canlandırmak daha zor diyebilirim. Bir defa karakter sizin zihninizdedir, haklıdır, doğrudur, o zaman o kendi işini yapar. Yapman gereken tek şey, onun peşinden hızla gitmek ve söyledikleriyle, yaptıklarını kağıda yazmak. Bu bir beslenme ve doğumdur. Karakterinizi iyi tanımalısınız. Ona inanmalısınız. Onun yaşadığını hissetmelisiniz, tabii o zaman yazmak için onun eylemlerinden bazılarını seçmeniz gerekecek. Seçtiğiniz eylemler, inandığınız karaktere uygun olmalı. Bu seçimi yaptıktan sonra, karakterinizi kağıda dökmeniz mekanik bir iş olacaktır.

5) Diyalekti tutumlu kullanın

Virginia Üniversitesi’ndeki video arşivinde bulunan bir dizi radyo programında, Faulkner, Mississippi’deki çeşitli etnik ve sosyal grubun konuşmalarındaki nüanslar hakkında ilginç şeyler söyler. 6 Mayıs 1958 tarihindeki “What’s the Good Work” isimli programda diğer yazarların pek ilgilenmediği bu konuda uyarıda bulunur:

Bence, olabildiğince az miktarda diyalekt kullanmak en iyisidir, çünkü bir diyalektiği çok fazla kullanmak o diyalektiğe yabancı olan insanların kafasının karışmasına sebep olur. Hiçkimse karakterlerin tamamen kendi yerel dillerinde konuşmalarına izin vermemelidir. Diyalekt farklılığını birkaç tane ayırt edici örnekle vurgulamak en iyisidir.

6) Hayallerinizi tüketmeyin

“Bir bölümün sonunu ya da bir düşüncenin sonunu asla kendiniz yazmayın” diyor Faulkner. 25 Şubat 1957 yılındaki Yazı Sınıfında;

Sahip olduğum tek kural, tazeyken vazgeçmektir. Asla kendinizi yazmayın. Genellikle yazı işi iyi giderken yazmayı bırakırım. O zaman yeniden çalışmaya başlamak daha kolay olur. Eğer kendinizi tüketirseniz, ölü bir büyünün içine düşersiniz ve sıkıntı yaşarsınız.

7) Mazeret üretmeyin

25 Şubat 1957 tarihindeki yazı sınıfında kendi kaderlerini suçlayan yılmış yazarlar hakkında bazı açık sözlü laflar eder:

Eğer yazar bahsettiği gibi kötü şeyler yaşıyorsa bunu yazmalı diye düşünüyorum. İnsanlardan şöyle şeyler duyuyorum: “Evli ve çocuklu olmasaydım, yazar olabilirdim” ya da “Bunu yapmayı durdurabilseydim, yazar olabilirdim.” Buna inanmıyorum. Bence yazacaksanız yazacaksınızdır. Hiçbir şey size engel olamaz.

Kurt Vonnegut’tan İyi Öykü Yazmanın Sırları

vonnegut

Şampiyonların Kahvaltısı, Kedi Beşiği, Mezbaha No.5 gibi kitaplarıyla ünlü Amerikalı yazar Kurt Vonnegut’tan iyi bir hikâyenin nasıl yazılacağına dair, kitapları kadar eğlenceli birkaç ipucu:

1 Sana tamamen yabancı olan birinin zamanını öyle kullanmasını sağla ki, boşa gittiğini hissetmesin.

2 Okuyucunun destekleyeceği, taraf olacağı en az bir karakter yarat.

3 Her bir karakter bir şeyler istemeli, sadece bir bardak su bile olsa.

4 Kurduğun her cümle şu ikisinden birini yapmalı: karakterin kişiliğini belli etmek ya da olay örgüsünü ilerletmek

5 Biraz sadist ol. Baş karakteriniz ne kadar tatlı ve masum olursa olsun, başlarına kötü şeyler gelmesini sağla ki, okur bu karakterlerin nasıl insanlar olduğunu, nasıl tepkiler verdiğini görsün.

6 Sadece tek bir kişiyi memnun etmek için yaz. Sözgelimi, eğer kapıları açıp da herkesi memnun etmeye koşarsan, zatüre olursun.

7 Okuyucuna mümkünse daha ilk sayfalardan, verebileceğin kadar çok bilgi ver. Heyecan yaratmak için bekletmeyi boşver. Öyle bir şey olmalı ki, okuyucu ne olduğunu, nasıl nerede ve ne zaman olduğunu iyi bilmeli ki, olur da hamam böcekleri kalan son birkaç sayfayı kemirirse kendisi de hikâyenin sonunu getirebilsin.

David Trottier’e Göre İzleyiciyi Heyecanlandırmanın 10 Yolu

(Michael Huge’un şu ünlü sözünü bir kez daha hatırlayalım: “Her senaryonun amacı, izleyicide duygu uyandırmaktır” Senaryo dersleriyle tanınan David Trottier, izleyicide duygu uyandıracak, heyecanlandıracak 10 püf noktasını listelemiş. Çevirisi için sevgili gezgingezere teşekkür ederim. )

1 – Duygu Uyandırın. Çoğumuz sinemaya baskası yerine duygu hissetmek için gideriz. Kendilerine karsı duygusal özdeşleşme hissedebileceğimiz karakterler yaratın. Bu karakterler inandırıcı olmalıdır, çünkü karakterler, kendileri vasıtasıyla duyguların bize geçtiği aracılar olarak hizmet görürler. Bir baska deyisle onlarla aynı duyguları paylasmalı ve onların hissettiğini hissetmeliyiz.

2 – Çatışma Yaratın. Kendilerini bir davaya adamıs iki güç, her zaman gerilimi artırır. İlkokuldayken kavga eden iki kisinin etrafına nasıl toplandığımızı hatırlayın. Kavga edenleri kimse ayırmazdı, çünkü herkes kimin kazanacağını merak ederdi. Hikayenin başında böyle bir çatısmanın ipuçlarını vermek de bizde bir beklenti yaratır.

3 – Düşman Yaratın. Ana karakterinizin karsısına, Goliath gibi güçlü bir düşman koyun; daha sonra ana karakterinizi bu düsmanla kapısmaya sevk edin. UZAY YOLU II filmindeki Han, bu tür düsmanlara çok güzel bir örnek teskil eder, çünkü bedensel ve zihinsel olarak Kaptan Kirkt’ten daha üstündür. Hepimiz Kaptan Kirk’in bırakın onu yenmeyi, nasıl hayatta kalacağını merak ederiz.

4 – Beklenti yaratın. Bir tehlike beklentisi yaratın. DOKUNULMAZLAR’daki bebek arabasını hatırlıyor musunuz? Bu sahnede Eliot Ness (Kevin Costner – çn.) Capone’un adamlarıyla tren istasyonunda kapısması gerekiyordu. Ness kapısmaya hazırdır ve yerini almıstır, ama bir kadın bebek arabasını güçlükle merdivenlerden yukarı çıkarmaya çalısmaktadır. Kadının, iki tarafın arasına gireceğini “biliriz”. Gerilim artar.

5 – Gerilimi Artırın. Kahramanınızın, içinde bulunduğu tehlikeyi bilmemesini, ama seyircinin bu tehlikeden haberdar olmasını sağlayın. Örneğin özdeslestiğimiz ve önemsediğimiz bir çifti göz önünde bulundurun. Bu çift dısarıda aksam yemeği yerken biri onların evine girer ve yataklarının altına bir bomba yerlestirir. Daha sonra mutlu çiftimiz eve döner ve yataklarına girerler. Biz bombanın orada olduğunu biliriz, ama onlar bilmez. Biz, yani seyirciler, çiftten daha üstün bir konuma sahibiz.

6 – Sürpriz Kullanın. Arada sırada hikayeye bir sürpriz dönüş (“twist”), yani olayların aniden yön değistirmesini ekleyin. (Matrix filminde Neo’nun filmin ortasında seçilmis kisi olmadığını öğrenmesi böyle bir sürpriz dönüstür. O andan itibaren filmdeki bütün olayların anlamı değisir. “Seçilmis Kisi herkesi kurtaracak” hikayesinden, “acaba bu seçilmemis, sıradan insan ne yapacak?”a geçeriz – Gezgin)

7 – Acil bir durum yaratın. Karakter için son derece önemli olan bir sey tehlikeye düstüğünde, o sey bizim, yani seyirci için de önemli hale gelir. Bu sey dünyanın güvenliği de olabilir, genç bir suçlunun ahlaken kendini kurtarması da. İki asığın birbirini bulmasının getireceği duygusal tatmin de olabilir, gizli bir belgenin korunması da, ya da bir değerin zafer kazanması da. Tehlike ne kadar büyükse, gerilim de o kadar yüksek olur.

8 – Sonuçlar Yaratın. Bir önceki maddeyle yakından bağlantılı olan bir sey de, korkunç sonuçların olusturulmasıdır. Bunlar, kahraman amacını gerçeklestiremediği takdirde meydana gelecek olaylardır. Challenger uzay mekiği patladığı zaman çok sayıda insan üzüldü. Bu olaydan birkaç yıl sonra bir baska uzay mekiği uzaya gidecekti. Bu ikinci mekiğin geri sayımında yasanan gerilimi hatırlıyor musunuz? İçinizi kemiren bu duygu, daha önceki mekiğin patlamasının yarattığı korkunç sonuç beklentisinden dolayıydı.

9 – Zamanı sınırlayın. Saat verin. “Dünyayı kurtarmak için 24 saatin var James, iyi sanslar.” Son tarihler (“deadline”) her zaman gerilim yaratırlar, çünkü ikinci bir düsmanı devreye sokarlar. Bu düsman “zaman”dır. Kahramanın, patlamak üzere olan bir bombayı, gerisayım sona ermeden etkisiz hale getirmek zorunda olduğu onlarca filmi bir çırpıda hatırlarsınız. KIZIL EKİM (“The Hunt For Red October” – Sean Connery) filminin torpido atesleme sahneleri özellikle heyecanlıydı. Aynı sekilde OZ BÜYÜCÜSÜ (“The Wizard of OZ”) filminde kötü cadı Dorothy’yi yakaladığında bir kum saatini ters çevirir. “İşte bu kadar yasayacaksın tatlım” der. Dorothy’nin ne zaman öleceğini bilmememize rağmen endiseleniriz. Hitchcock “siddet tehdidi siddetten daha güçlüdür” dediğinde haklıydı. Siz de örtülü bir zaman sınırlaması yaratabilirsiniz. Genç bir kız raylara bağlanmıstır. Acaba Batman kız tren tarafından ezilmeden önce kızı kurtarabilecek mi? Alın size örtülü, ya da suni bir zaman sınırlaması.

10 – Süpheyi Sürdürün. Eğer bir sahnenin ya da filmin nasıl sona ereceği ile ilgili akla yakın bir süphe varsa, gerilim artar. DOKUNULMAZLAR’ın açılıs sahnesinden Capone’nun adamlarından biri bir dükkana içi patlayıcı dolu bir çanta bırakır. Sonra bu çantayı küçük bir kız alır ve çanta patlar. Bu noktada, bu filmdeki herkesin ölebileceğini fark ederiz. Elliot Ness’in küçük kızı ve karısı için bütün film boyunca endiseleniriz. Neden? Çünkü bu sonucun gerçeklesebileceğine dair ciddi bir süphe vardır.

Yukarıda anlatılan araçlar birbirleriyle yakından bağlantılıdır. Bunları kendi senaryonuzu yazarken akıllı bir biçimde kullanın. Seyircileriniz gerçekten heyecan duyacaklar.

Steinbeck’ten Yazmanın 6 Sırrı

steinbeck

John Steinbeck, edebiyat dergisi “The Paris Review”a 1975 senesinde verdiği röpörtajda yazarlara 6 tavsiye sunmuştu. Steinbeck’in genç romancılar için önerdiği bu sırlar, senaristler için de geçerli olduğu için yazıyı buraya aldım.

1. Kitabı yazmayı tamamlayamayacağınız fikrinden kurtulun. Tek seferde 400 sayfa yazmayı denemeyin, günde 1 sayfa yazın. Bitirdiğiniz zaman şaşıracaksınız.

2. Özgürce ve mümkün olduğunca hızlı yazın. Yazacaklarınızı bitirene kadar asla yazdıklarınızı düzeltmeyin veya değiştirmeyin. İşinizi bitirmeden düzeltme yapmaya kalkışmak genelde yazmayı bırakmak için bir bahane oluyor.

3. Seyircilerinizin varlığını unutun. Başlangıçta isimsiz ve yüzsüz seyirciler sizi korkutacak olsa da daha sonra bunun bir önemi kalmayacak çünkü bu bir tiyatro oyunu değil ve onlar aslında yoklar. Yazıda, seyirci tek bir okuyucudur. Tanıdığım ya da hayal ettiğim birine yazıyormuş gibi yapmanın faydasını gördüğüm olmuştur.

4. Eğer yazının bir bölümü tüm enerjinizi emiyorsa o parçayı atlayın ve yazmaya devam edin. Yazınızın tamamını bitirdiğinizde sizi uğraştıran bölümü tekrar okuyun. O parçanın sizi o kadar uğraştırmasının sebebinin onun yerleştirdiğiniz yere ait olmamasından kaynaklandığını göreceksiniz.

5. Yazdıklarınız içinde en çok dikkat etmeniz gereken bölüm en çok beğendiğiniz bölümdür. O parçanın genele uyum sağlamadığını farketme ihtimaliniz çok yüksek.

6. Diyalog yazıyorsanız, aynı anda yazdıklarınızı yüksek sesle okumayı ihmal etmeyin. Diyaloglar ancak o zaman konuşmanın diline sahip olacaktır.

Pixar’dan Öykü Anlatmanın 22 Kuralı

Pixar sanatçılarından Emma Coats, Twitter’daki hesabında (https://twitter.com/lawnrocket)  öykü anlatmanın 22 basit kuralını sıralamış. İşte o 22 kural.

  1. Karakterlerinizi, onların  yapıp ettiklerinden daha çok sevin.
  2. Bir seyirci olarak size ilginç gelen şeyleri aklınızda tutun. Bir yazar olarak eğlenceli gelenleri değil. Bu ikisi farklı şeyler olabilir.
  3. Yazarken bir tema üzerinde çalışmak önemlidir ama, sona gelene kadar hikayenin asıl konusunu göremeyeceksiniz. Yeniden yazmaya üşenme!
  4. Bir zamanlar bir — varmış. Her gün —. Bir gün —. Bu yüzden —. Ta ki —.
  5. Basitleştir. Odaklan. Karakterleri bir araya getir. Engelleri aşsınlar. Önemli şeyleri yitiriyormuş gibi hissedebilirsiniz ama sizi özgür kılacaktır.
  6. Karakteriniz hangi konuda iyi, hangi konuda kendini iyi hissediyor? Tam tersi şeyleri önüne koyun. Bakalım nasıl mücadele edecek.
  7.  Hikayenin ortasından önce sonunu yazın. Sonlar zordur, her şeyi altüst edebilir.
  8. Hikayenizi bitirin. Ancak ideal dünyada hem bitirip hem de mutlu olursunuz. O yüzden iyisi mi bitirin. Gelecek sefere daha iyisini yazarsınız.
  9. Tıkandığınız zaman olmaması gerekenlerin bir listesini yapın. Tıkanıklığı aşacak şeyler çoğunlukla bu şekilde gün yüzüne çıkar.
  10. Sevdiğiniz hikayeleri bir kenara ayırın. Sevdiğiniz şeyler sizden bir parçadır. Kullanmadan önce onlara söz hakkı vermiş olursunuz.
  11. Kağıda dökerseniz düzeltmeye başlayabilirsiniz. Eğer kağıda dökülmez de kafanızda kalırsa, mükemmel bir fikri kimseyle paylaşmamış olursunuz.
  12. Aklınıza ilk gelen fikri gözden çıkarın. Sonra arkasından gelen, aşikar olanları da… Kendinizi şaşırtın.
  13. Karakterlerinize kanaatler verin. Yazarken edilgenlik ve uysallık sevimli görünse de seyirciyi bunaltır.
  14. Neden bu hikayeyi anlatmaya mecbursunuz? Sizi buna sürükleyen şey nedir? İşin aslı budur.
  15. Karakterlerinizden biri olsaydınız nasıl hissederdiniz? Dürüstlük inanılmaz durumların kabullenilmesine yarar.
  16. Hedefte neler var? Karaktere temel bir amaç verin. Eğer başaramazsa neler olur? Zıtlarını da düşünün ve sıralayın.
  17. Çalışmalarınız boşa gitmez. Eğer şimdi işe yaramazsa belki sonra yarar. Çabalamaya devam etmekte fayda var.
  18. Huzursuz eden ve en iyi olduğun şeyler arasındaki farkı bilecek kadar kendinizi tanımalısınız. Yazar için hikaye; sınavdır, güzelleşme değildir.
  19. Karakterlerinizin başını belaya sokan rastlantılar güzeldir, ama onları beladan kurtaranlar hilekarlıktır.
  20. Ödev: Sevmediğiniz bir filmin yapıtaşlarını yok edin. Sonrasında seveceğiniz şekilde filmi nasıl düzenleyeceğinize bakın.
  21. Karakterlerinizi ya da durumlarını tanımlamak zorundasınız. Şıp diye “süper” bir senaryo yazabileceğinizi düşünmeyin. Ne yapmalısınız ki yazdıklarınız süper olsun?
  22. Hikayenin özü nedir? En kısa haliyle ifade et! Eğer başarabilirseniz artık yazmaya başlayabilirsiniz

Çevirisi için Gökhan Yorgancıgil’e teşekkürler.

pixar22rules