Dünyanın En Kısa Öyküsü

1920’lerde Hemingway’in, arkadaşlarıyla 10 dolarlık bir iddiaya girdiği söylenir. İddiaya göre Hemingway dünyanın en kısa hikayesini yazacaktır ve hikayeyi okuyan herkes ağlayacaktır.  Hemingway’in iddiayı kazandığı sadece 6 kelimelik o hikaye şudur:

6 words

“Sahibinden satılık: Bebek ayakkabısı, hiç giyilmemiş.”

Reklamlar

Dünyanın En Kısa Korku Hikayesi

Dünyanın en kısa korku hikayesi sadece iki cümledir:

“Dünyadaki son insan odada tek başına oturuyordu. Kapı çalındı.”

Alexandre Dumas’dan Kahraman Yaratımı Üzerine

1860 yılında Alexandre Dumas, kahramanı Edmond Dantes’in Monte Kristo kontu olmadan önce 14 yıl hapis yattığı If şatosunu ziyaret etmiş. Dumas oradayken ziyaretçilere hep Monte Cristo’nun “gerçek” hücresi denilen yerin gösterildiğini ve rehberlerin Dantes, Faria ve romandaki diğer karakterlerin sahiden yaşamış kişilermiş gibi söz ettiklerini keşfetmiş. Oysa aynı rehberler If şatosunda Mirabeau Kontu gibi önemli tarihi kişilerin hapis yattığını ağızlarına bile almıyorlarmış.

Dumas anılarında şöyle der: “romancıların bir ayrıcalığı vardır, tarihçilerin karakterlerini öldürecek karakterler yaratırlar. Bunun nedeni, tarihçilerin anlattığı kişilerin hayalet, romancıların yarattıklarının ise kanlı canlı insan olmalarıdır.”

Umberto Eco / Genç Bir Romancının İtirafları

Bülent Oran’a göre kahraman

Türk sinemasının en fazla senaryo yazan senaristi Bülent Oran’ın yazdığı fakat yayımlayamadığı senaryo kitabından kahramana dair bir takım notlar:

“Kahramanımızın, yaratacağımız karakterin amacını biliyorsak, konuya renk katmak için o amaca ulaşmayı engelleyecek karşı olaylar bulmamız gerekir. Kahramanın o engelleri aşması için yaptığı şeyler de bizim film öykümüz olacaktır. Çelişkiler, çatışmalar, ve kişinin engelleri yenme çabaları dramanın vazgeçilmez öğeleridir. Bütün bunları ve gereken yeterli çelişkiyi bulmak senaryocunun ilk görevidir. Bu yaratı ve araştırma sırasında yazar, öyküsünü ileriye yöneltme ile bir çözüme doğru gitmesini sağlamalıdır.” 

eski komedi / yeni komedi

woody allen

Modern komedi filmlerini sessiz klasiklerle karşılaştırması istendiğinde Allen o bildik düşünceli üslubuyla cevap veriyor:

“Bu gün komedinin oyun sahası değişti. Chaplin ve Keaton insanların somut engellere, hayal kırıklıklarına ayak uydurma mücadelesi verdiği, buna çalıştığı çok fiziksel bir dünyada iş görüyorlardı. Bu gün çatışmalar içsel oluyor sanırım. Psikolojik çatışmalar var artık; bu iç ruh hallerini ifade edecek bir lugat bulmak, onları görsel hale getirmek zor.

Lubitsch Dokunuşu (The Lubitsch Touch )

Görsel

Billy Wilder’dan “Lubitsch Dokunuşu” açıklaması istendiğinde öğrencilerle yaptığı şu çalışmayı anlatıyor;

“Elimizde bir kral, bir kraliçe ve bir de teğmen var. Kralı 60 yaşlarında, oldukça şişman olan bir George Barbier, kraliçeyi ise çok tatlı biri olan Miriam Hopkins oynuyor. O dönem oldukça genç ve yakışıklı olan Maurice Chevalier de teğmeni canlandırıyor. Şimdi sizden bu durumu sahneye uyarlamanızı istiyorum: kraliçenin teğmenle ilişkisi var ve kral da bunu öğreniyor.  İstediğiniz şekilde yapabilirsiniz. 

Öğrenciler iyi çözümlerle birlikte geri geliyorlar. Bunların bir kısmı eğlendirici, bir kısmı da biraz uzun olan çözümler, ancak kimse Bay Lubitsch’in The Smiling Lieutenant filminin açılışında yaptığından daha iyi bir çözüm bulamıyor. 

Kral ve Kraliçenin odasındayız. kral elbiselerini giyiyor. hafifçe burnunu ovalıyor ve kraliçeyi gıdıklıyor. Her şey çok hoş görünüyor. Ardından Kral yatak odasından çıkıyor. Kapıda Maurice Chevalier’i elinde bir kılıç ile görüyoruz, topuklarını birbirine vuruyor. Şimdi kendisi kralın gidişini izliyor. Kral uzun merdivenlerden iniyor. Bum, bum, bum. 

Şimdi Bay Chevalier’e geri dönüyoruz. Kraliçenin yatak odasına giriyor ve kapıyı ardından kapatıyor. Odanın içinde neler yaşandığını göstermiyoruz. Bu çok önemli. 

Şimdi krala dönüyoruz. Kendisi birden kemerini ve kılıcını unuttuğunu fark ediyor. Geri dönüp merdivenleri çıkıyor ve yatak odasına giriyor. 

Kral yatak odasının kapısını açıyor, içeri giriyor ve kapı ardından kapanıyor. Biz ise hala koridorda duruyoruz. Asla içeri girmiyoruz. 

Kral dışarı çıkıyor. Elinde kemeri ve kılıcı var. Kendisi gülümsüyor. Tekrar merdivenlerden aşağıya iniyor. bum, bum bum. Ancak kemer onun değildir, Bu kemer kendi kemerinden küçüktür. 

Tekrar geri dönüyor ve Chevalier’i yatağının altında buluyor, tamam mı? Fakat bütün bunlar bir parça ileriye ertelenerek yapılıyor. İşte lubitch dokunuşu budur.  

Senaryo Ekibi

Billy Wilder, senaryolarını birlikte yazdığı yazarlardan Charles Brackett’ten bahsederken iyi bir senaryo ekibinin nasıl olması gerektiğine dair bir tespit yapar;

“Eğer aynı şekilde düşünen iki kişi, siyasi açıdan aynı düşünen iki kişi, aynı yerden gelen ve aynı geçmişe sahip olan iki kişi bir araya gelirse, bu bir felakettir. Bu, bir ipi tek ucundan tutup çekmeye benzer. Eğer kendinle işbirliği yapıyorsan bir yardımcın yok demektir. Tek başına da oturup yazabilirsin. Halbuki olup bitenleri aksi yönden yansıtan birileri lazımdır. O ipi mümkün olduğunca sıkı germen gerekir. Sürtüşmelerden kıvılcımlar ve parıltılar ortaya çıkar. bu da özellikle diyaloglar için iyi bir şeydir.”

Karakter Baskı Altında Ortaya Çıkar

Robert McKee’nin Story isimli kitabından:

Gerçek karakter; insanın baskı altında yaptığı seçimlerle ortaya çıkar. Baskı arttıkça , açığa çıkma derinleşir, karakterin gerçek doğası hakkında tercih daha doğru olur. (…) Baskı önemlidir. Hiçbir şey riskte değilken yapılan tercihlerin fazla bir anlamı yoktur. Eğer bir karakter söylediği bir yalanın kendisine hiçbir şey kazandıramayacağı bir durumda gerçeği söylemeyi tercih ederse, tercih önemsizdir. Bu an hiçbir şey ifade etmez. Ancak aynı karakter, bir yalan onun hayatını kurtaracağında bile gerçeği söylemekte ısrar ederse, o zaman dürüstlüğün onun doğasının özünde olduğunu duyumsarız.